Ana SayfaAhlakBir Mü'min Olarak Kendine Nasıl Güvenebilirsin?

Bir Mü’min Olarak Kendine Nasıl Güvenebilirsin?

“Müminin ferasetinden sakının! Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 16,)

Başlığa bakıldığında sonda denilecek şeyi başta hemen söyleriz: Mü’min zaten güvenilir kişidir. Güvenilir bir sıfata haiz olan kişi neden kendine güvenmesin ki? Ancak insan psikolojisi ve toplum sosyolojisi hiçte böyle demiyor. Göstergeler hiçte bu bağlamda içimizi ferahlatacak bir oran vermiyor. O zaman nas (Kur’an ve Sünnet) baz alınarak kendimizle ilgili bazı noktalara temas etmemiz gerekiyor. Vahy çerçevesinde gelin durumu özetleyelim.

Kur’an ve Sünnet-i Seniyye bağlamında güçlü bir kişilik, başarının anahtarıdır; hatta ahlaki üstünlük ve keşfe/yaratıcılığa açılan bir penceredir. Kur’an ve Sünnette bunun onlarca örneğine (Kur’an kıssaları-Darb-ı Meseller) tevafuk edersiniz. Kim güçlü bir kişiliğe, kendine güvene, sorunlarımızı kendi başımıza çözebilecek bilgeliklere, farklı durumlarda başarılı bir şekilde hareket etme yeteneğine ve insanlar arasında toplumsal bir konuma ulaşmak istemez ki? Zamanını (Asr Suresi özelinde), sağlığını (Hz. Muhammed’in -s.a.v.- onlarca tavsiyesi bağlamında) ve imkânlarını en iyi şekilde değerlendirebilen, sağduyulu ve doğru seçimler yapabilen, iyiyle kötüyü ayırt edebilme yeteneğine sahip olan kişi işte budur. İşte bu, karakter sahibi bir Mü’min kalitesidir.  “Müminin ferasetinden sakının! Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 16,). Çünkü bir kutsi hadiste “Allah’ın mü’minin gören gözü, işiten kulağı, yürüyen ayağı, akleden kalbi ve konuşan dili” olduğu deklare edilir. (Buhari, Rikak, 38). Bu bir manifestodur. Bir amentüdür.

Özgüven, insana diğerleri arasında kendi değerinin yüksek olduğunu hissettiren duygudur; bu sayede kişi, davranışlarına karşı başkalarının tepkilerinden korkmadan kendinden emin bir şekilde hareket eder. La ilahe illellah bu özgüven kalitesinin çatısıdır. Bu özgüven, çevresindekileri umursamayan (kim ne der putlarını yıkarak) tüm hareketlerinde, sözlerinde ve davranışlarında kendini, mümin duruşunu/metanetini gösterir; çünkü o, tartışmasız bir şekilde başkalarının değil kendisinin efendisidir. Bu durum, kendine güveni olmayan, hayatı ve kaderini belirleyen kararları endişe ve tereddütlerin hâkim olduğu bir kişinin tam tersidir. Bu özgüvenin temeli özünü vahyden alan saygıdır; kendinize duyduğunuz saygıdır. Kendinize duyduğunuz saygı ne kadar büyükse, özgüveniniz de o kadar fazla olur. Çünkü Allah izzetin/şerefin/saygınlığın/itibarın/üstünlüğün Allah’ın, Rasulünün (s.a.v.) ve Mü’minlerin olduğunu net bir dille deklare etmiştir: Şöyle derler: “Eğer Medine’ye dönersek, yemin olsun ki, izzetli/itibarlı ve baskın olan, ezik ve kendine özgüveni olmayanı/zayıf olanı oradan çıkaracaktır!” Güç ve itibar Allah’a, onun resulüne ve iman sahiplerine özgüdür. Ama münafıklar bunu bilmezler. (Münafikun 63/8)

Unutmayalım insan, kendine olan güvenini Yüce Allah’a olan inancından alır. Örneğin, insan, Rabb’in her birimize başkalarından ayıran bir özellik bahşettiğine inandığında, bazıları edebiyat, şiir yazma, resim yapma, teknik anlamda bir şeyler icat etme gibi yaratıcı yeteneklerle öne çıkar; bazıları ise araştırma ve çalışmalarda kullanabileceği daha teorik bilimsel yeteneklere sahiptir. Bu nedenle, sizi diğerlerinden ayıran özelliğinizi keşfetmeli ve bunu geliştirmek ve bundan yararlanmak için gayret göstermelisiniz. Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz, ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir. (Enfal 8/60)

Ancak hayattaki en olgun karar, sadece sevdiğin kişi olmayı seçmek değil, aynı zamanda başkalarına kendini açıklamakla uğraşmaktan tamamen vazgeçtiğin o olgunluk aşamasına ulaşmaktır.

Hayatımızın büyük bir bölümünü günlük sorgulamalarda geçirdik; hayali sanık sandalyesinde durup sessizliğimizi haklı çıkarmaya, yalnızlığımızın nedenlerini açıklamaya ve ruhlarımızı yoldan geçenlerin anlayabileceği bir dile çevirmeye çabaladık. Oysa hayatta kalmanın gerçek felsefesi, seni gerçekten tanıyanların savunmana ihtiyaç duymayacağını, sana kötü niyetle bakanların ise binlerce kanıt sunsan bile sana inanmayacağını fark etmektir. Hz. Yusuf (a.s.) kıssası bunun güzel bir psiko-sosyal örneğini deruhte eder.

Kendini haklı çıkarmayı bırakmak, içsel bir barış ilanıdır ve enerjimizin, ruhlarımızın ritmini onların sınırlı anlayışlarına uydurmaya çalışarak boşa harcamak için çok değerli olduğunu kabul etmektir. Bu bağlamda Hz. Yusuf’un (a.s.) kendini haklı çıkarmak peşine düşmeyip zindanı tercih etmesi ve zindanı medreseye, eğitim alanına çevirmesi güzel bir örnektir.

İnsanların yargılarının egemenliğinden bu kurtuluş, körü körüne isyan etmek anlamına gelmez; bize ilkelerimizi aşma ya da dinimizin öğretilerinden sapma izni vermez. Aksine, bu, Yaradan’a karşı en yüksek derecede dürüstlüktür; kalbini “insanlar ne der” köleliğinden kurtarmak, onu Allah’ın iradesine sadık ve dürüst tutmaktır. Çünkü eylemlerimizi değerlendirmek için dikkate almamız gereken tek kriter, değişken toplumun rızası değil, gözlerin ihanetini ve kalplerin sakladıklarını bilen O’nun rızasıdır. Allah gözlerin hâince bakışlarını da, sinelerin/göğüslerin gizlediklerini de bilir. (Mü’min 40/19)

Önceki İçerik
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Manevi Yorgunluk

Dilimin Altındaki: Ben

Sana Düşen Sessizlik

İzin Alma Sanatı

Son Yorumlar

Mesut Çalışkan yorumladı Manevi Yorgunluk
Mehmet Derviş gönüler yorumladı İki Rekâtın Sessizliği
nurettinacar2016@gmail.com yorumladı Nefsin Terazisi: İman, Edep Ve Cemiyet Şuuru
Mesut Çalışkan yorumladı Nefsin Terazisi: İman, Edep Ve Cemiyet Şuuru
Ece yorumladı Kur’an-ı Kerim Okumak